saranghe's profileWindows Live alanıPhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Windows Live alanı

saranghe saranghe

This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
foto  
Photo 1 of 13
More albums (1)
20 June

Bazen Gitmek İyidir, Bazen Gitmek Gerekir...

 

ayrılık resimleri....

Bazen gerekir...
Ve bazen gitmek iyidir...

Ben genelde gitmeleri seçerim...
Niye bilmiyorum...
Ama severim...

Kendimle kalmak...

Niye yapay olur ki hep sevgiler?
Yada niye insanlar
Zorlama sevgiler gösterirler?
Sizi zoraki severken biri,
Kalmanızın anlamı var mı?

"Seviyorum" demek niye hep basite indirgenir?
İnsan aslında sevmediği birine
"Seni Seviyorum" niye der?
Niye bu kadar basitleşir?

Ben karamsarımdır...

Kaplumbağları hep sevmişimdir...
Korktuklarında,
Kendilerini en güvenli hissettikleri yer
Yine kendileridir...
Kendilerine dönerler...

Bende Sevmekten korkarım..
Ve her sevişimde kendime sarılırım...
Kabuğuma çekilirim...
Ve en sonunda kaplumbağa gibi
Sessiz ve sedasız,
Hissettirmeden
Mutlaka giderim...

Değer verilmezseniz eğer,
Yada verdiğiniz değer kadarını hissedemiyorsanız...
Kalmanızın bir anlamı var mı?

Sessiz sedasız gitmek güzeldir...
Sanki hiç yokmuşsunuz gibi...
Fark edilmemeyi severim ben,
Sır olmayı severim...
Adımdan bahsedilmemesini severim...
Hissettirmeden gitmeleri severim...

Bir film sahnesi gibi...
İnsanların arasındayken...
İnsanlarda bir yer etmişken...
Sessizce gidersiniz...
Üzerinizde bir palto...
Bir süre sonra birisi der ki;
"Ya bu gitmiş"
Cevap verir diğeri;
"Evet gitmiş"
Sonra herşey yine devam eder...
Sizde unutulmanın hazzıyla tebessüm edersiniz...

Ben hep giderim...
En çok yaptığımdır...
En alışkın olduğumdur bu benim...

Nasılsa bir gün bitecektir...
Daha çok bağlanmaktansa,
Daha çok bağlamaktansa,
Bağlanıp daha çok yanmaktansa,
Gitmek iyidir...
Bu ne kadar zor olsada...

Gitmek iyidir...
O zaman sadece bir isim olarak kalırsınız...
Aslında belki hiç hatırlanmazsınız...

Bu acı vermez ki!

Siz kaç kişiyi hatırlıyorsunuz ki zaten?
Birileri de sizi hatırlamayı versin...
Unutulmak iyidir...
En azından sır olursunuz...

Gitmek korkmak mıdır?
Mücadeleden yılmak mıdır?

Zayıflık mıdır?
Sanmıyorum...

Zaten elde edemeyeceğiniz bir şey için
Mücadele etmemelisiniz...
Size zarar vermeyecek bir şeyden
Korkmamalısınız...
Aslında gitmek güçtür çok severken,
Gidebiliyorsanız; güçlüsünüz...

Gitmeleri severim...
Ve bazen;
Eninde sonunda,
Giderim...

Sevmekten Ne Zaman Vazgeçtim?

 

ayrılık resimleri....

. Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

. Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

. Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

. Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

. Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

. Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

. Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

. Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

. Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.

BENCIL OLDUGUN ICIN VAZGEÇTİM!!

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

Benim mutluluk idealim....

 

"Canlılar dünyasından dışlanmış hissediyorum kendimi. Bir balık gibi, soğuk, devinimsiz oluyorum. İçime kapanıyorum...

Benim mutluluk idealim bütün gün sıcak bir bahçede oturmak ve sevdiğim kişinin akşamleyin bana geleceğini bilmenin sonsuz güveni içinde kitaplar okumak ya da yazmak...

Benim can attığım şey rutin yaşamın yalınlığı. Güzel bir havada kol kola bir akşam yürüyüşü. Bir iskambil oyunu. Gevezelik etmek. Bir yemeği birlikte hazırlamak..."


BİR EŞİ OLMALI İNSANIN‏...

 

Affetmek resimleri

İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...sevdiği olduğu bir eşi olmalı!
Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...kramplar girmeli midesine, onsuzluk aklına geldikçe!
Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.
Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu...vs. Güven duymalı, her şeyiyle. Başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak. Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı...Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da...
Bir eşi olmalı insanın!!!
Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye başlamalı. Seni şimdiden özledim!!!
Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı...sevgiyle karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle , yıllarca uzak kalmışcasına! Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında. Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı, daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli. Mutluluk saçmalı etrafına.
Bir eşi olmalı insanın, cennetten köşe almışçasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...Her bir hücresinden sevginin fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı

(...)

Bir Cümle Seç Kendine ...

 

 


Masummusun ya da massumuyum
Kim haklı cevapsız sorularında arakasında

Hangi köşeye saklanabilirsin cevaplardan
Sözcükler ne denli acıtır canını

Sus demek her şeyi cözer mi peki
Susma demek melhem olurmu yaralarına

Sınırlar mı öreceğiz araya
Aşılmayan duvarlar mı dikeceğiz

Kalem mi kıracağız arkamızdan
Gözlerimeze mil mi çekeceğiz yoksa

Ya da boş ver deyip vurdumduymaz mı olacağız
Hangi cümle sana uyar

Çok bilinmeyenli bir denklem değil ki bu
Üç harfi ve yüzlerce hali mevcut

Bana bilmediğim bir şeyler söyle
Anlat, telkin et, inandır

Cesur ol, esirgeme söyleceklerini
Dilinin ucunda kayıp olmasın kelimeler

Bugün eteğindeki taşları dök
Sonra kendine bir cümle seç

Ben kendi cümlemi seçtim
Sus demek her şeyi cözer...

Üstüne dağ diksen
Yüzler parşömende harçasan
Ya da nutuk çeksen

Sus demekten daha iyi değildir.

"Hadi bana Bir Şeyler Yaz "

 



En İçten Duygularını Kuşanıp
Benim İçin Bir Şeyler Karala

En Sevmediğin Yönlerimi Al
Acımasız Olsun Kaleminden Dökülenler

Vurdum Duymaz Darbelerle Yaz
Ne Yapar, Ne eder, Ne Düşünür Diye
Derin Düşüncelere Saplanma

Kalemin Kılıçtan Daha Keskin Olsun
Acıtacaksa Acıtsın Canımı
Kanatacaksa Kanatsın İçimi

Kıyası Eleştir Bugün Beni
Biriktirip İçine Atmay Söyleyeceklerini
Zehir Olup Dolaşmasın Damarlarında

İyi Yönlerimi Yaz Demiyorum
En Çok Sevmediğim Yanlarımı Belirt
Şu Olmasa Daha İyi Olurdu de Mesala

Zehirden Acı, Güneşten Daha Yakıcı Olsun
Enjekte Et Damarlarıma
Korkularımla Yüzleştir

Sevgili
Beni Değiştirmeye Çalışma
Sadece Teşvik Et

Benim İçin Bir Şeyler Yaz
Sonra Bir Mektup Zarfına Koy
Elime Sıkıştır

Okuyayım / Bileyim / Anlayayım
Kangren Olmadan Yaralar
Kesip Atayım

Yanılsama!!!

 


Geceydi
Balkondan Sokağı izliyor
Şehrin Sessizliğini Dinliyordu


Bu Gece Gözleri
Bir O kadar Yalnız 
ve Bir O Kadar Hüzünlü Bakıyordu
 

Yalnızdı ve Üşüyordu
Konuşacak Birilerini Aradı
Eli Cep Telefonuna Uzandı
Telefon Numarasını Buldu


Durdu
Bir Türlü Tuşlara Basamıyordu
Uyandırmaya mı Kıyamıyordu Acaba
Yoksa
Ne Konuşucağını mı Kestiremiyordu


Yokluğa Daldı Bir Anda
Yıldızlara Baktı Baktı
Derin Bir İç Çekti
Hala Elindeydi Telefon
Ve Hala Düşünceliydi



Bu Gece
Neden Bu Kadar Durgundu
Kendini Neden Bu Denli
Yalnız Hissediyordu
Bu Soruyunun Cevabını Bir Türlü BUlamıyordu


Gözleri Doldu
Bir Kaç Damla Yaş Süzüldü
Usul Usul Dipsiz Bir Uçurumdan
Hiçliğe Düştü


Yaşadığı Her Şey
Hiç Olmamış Gibiydi
Soğuk / Sessiz / Ruhsuz


Çıkmaz Bir Labirentti Düşünceliri
Kayıp Olup Gidiyordu Benliği
Ne Yana Gitse Bir Duvara Çarpıyor
Kimdi ya da Neydi Bilmiyordu


İrkildi Bir Anda
Gördüklerinin Bir Yanılsama Olduğunu Düşündü
Derin Bir Nefes Çekti
Ama Elinde Hala Telefon Duruyordu


Baktı
Kayıp Oldu Zamansızlığın İçinde
Toparlayamıyordu Düşüncelerini
Etrafındaki Her şey Başkaydı


Hatıralar / Resimler / Yüzler
Düşünceler / Hisler / İsimler
Zihninin Derinliğinde Yitip Gitmişti


Geceydi ve Soğuktu
Bütün Şehir Uyuyordu


Kalktı ve Yürüdü
Sessizdi Evin İçi
Duvarlardan Yalnızlık Şarklıları Yükseliyor
Gece Lambası Bir Şiiri Fısıldıyor
Hiç Çalışmayan Saati
Ondan Geri Sayıyordu


Hayır Hayır Bu Bir Yanılsama Dedi
Geri Sayım Devam Ediyordu
Bitecek ve Uyanacaktı
5 - 4 - 3 - 2 - 1 - 0


Ve Yine Balkonda Oturuyor
Sokağı İzliyor
Şehrin Yalnızlığını Dinliyordu


Ürperdi
Ruhu / Bedeni / Düşünceleri
Kısır Bir Döngüde Hapsolmuştu
Çırpınmaya Başladı
Kocaman Bir Boşluktaydı Zihni
Çaresizçe Koşturuyordu Sonsuz Bir Boşlukta
Uzaklaştı / Silikleşti / Kayboldu

"Heder ettin bu gönlü"

 

Hep sağ omzuma yaslanırdın

Hep orda ağlardın

Arkanda bir dağ gibi durduğumu bilirdin

Biz hep acıları paylaşırdık

Mutlulukları ayrı yaşardık

Beni ne senden başkası sevindirebilirdi ne de senden başkası üzebilirdi

Çok teşekkür ederim bana yaşattığın mutluluklar için

Bana bıraktığın üzüntüleri ise asla ödeyemezsin

Biliyormusun eğittin,öğrettin beni

Hatırlattın insanların hala çiğ olduğunu

Güvenemezdin,sevemezdin şimdi daha beter ettin beni

Heder ettin bu gönlü

Yok yok,üzülme ayaktayım

Sağım,sapasağlamım

Tek fark ise yüreğim bastonla dolaşıyor

"GİDİYORUM"

 

  

Sonunda beni de isyan ettirdin

Yakıyorum işte yüreğimi

Ezip geçiyorum sevda yollarını

Üstüme hiçbir şey almadan

Çırılçıplak koşuyorum sensiz yarınlara

Ufkunu görmediğim denizlerde boğulacağım

Dalgalarla savaşacağım

Bundan sonra sensiz yaşayacağım

Eğer kokladığım ten seninkisi değilse

Eğer seninle değilsem

Zaten bitmiş demektir

Gerisi yalan demektir

Aldırmıyorum şimdi buğulu gözlerime

Aldırmıyorum yüreğimdeki oyuklara

Koparıyorum tüm halatları

Dönüşüm yok

Bu gidişim son

Ezberlerimi kaybettim

Yenilerini de bırakıp gidiyorum

Geriye baktığımda acı dolu yıllları görüyorsam

Sebebi ben değilim

Sensin!

Hak etmemişsin hiçbir şeyi

Lanet olsun ki sana değer verdim,sevdim seni

Kalbimde öyle bir yere koydum ki;kimse ulaşamadı sana

Yanılmaki bundan sonrada böyle devam eder

Gidiyorum şimdi

Seni de en derin kuyulara gömerek gidiyorum

Bir kurşun daha sıkıp yüreğime gidiyorum

Sensiz yeni hayatıma gidiyorum

SÖZÜN BÖYLESİ...

 

Bir zamanlar birdik

Saniyeleri beraber yaşardık

Deliydik,doluyduk

Ama samimiydik

Aramıza değil kara kediler

Kara önadlı hiçbir şey giremezdi

Severdik,Sevilirdik

Lafta değildi...

Öz değdi...

Yalan yoktu

Sır yoktu

Çocuk ruhumuz vardı

Eğlenirdik,eğlendirirdik

Bütündük

Paylaşmayı severdik

Yardımlaşmayı bilirdik

Candık,canandık

Yardık,yoldaşdık

Yarendik,kardeşdik

Merttik,yiğittik

Gülmeyi güldürmeyi severdik

Şimdi mi?

Şimdi bana "_dik"li cümleler kurmak kaldığına göre

Var gerisini sen düşün

SİZ MUTLULUKSUNUZ.

 

Sizin için en başta gelen şey nedir?
Çocuklarınızı büyütmek mi?
Bunu yapmak için hayatta kalmak zorundasınız.
İdealinizi gerçekleştirmek mi?
Bunun için de hayatta olmalısınız.
Dünyayı değiştirmek mi?
Gene hayatta olmalısınız.
Çok sâde çok açık bir biçimde baktığınızda bunu açıkça görürsünüz: Herhangi bir şey yapmak için önce bedeninizin var olması ve onu canlı tutmanız gerekir.
Bedeni canlı tutmak için ne yaparsınız?
Yer ve içersiniz, tehlikelere karşı korunmaya çalışırsınız. Bu tehlikeler bir hayvan ya da insanın saldırısı, bir hastalık, sel, deprem, kaza ve benzeri olabilir.
Şimdi bu satırları okuyorsunuz. Bedeni hayatta olan biri olarak şu an ve her an en çok neyi isterdiniz? Son model arabayı mı, bir evi mi, bol parayı mı, güzel ya da yakışıklı bir eşi mi, bir başka ülkede olmayı mı, başkalarının sizi saygıdeğer bulmasını mı, hep sağlıklı olmayı mı? Yoksa dünyanın kurtarıcısı olmayı mı?
En çok neyi isterseniz isteyin temel arzunuz " Her an mutlu olmak" değil mi? Hiçbir korku, sıkıntı, acı ve pişmanlık çekmemek ve hep mutlu olmak. Temel arzumuz budur.
Gerçekte insanoğlu her an mutlu mu?
Dikkatle baktığımızda açıkça görürüz ki değil.
Mutsuz iseniz ne yaparsınız? Hemen bir sigara mı yakarsınız, alkollü bir şeyler mi içersiniz, bir tanıdığınızla mı konuşursunuz, bir şeyler mi yersiniz, ağlar mısınız, bedeninize acı verici bir şeyler mi yaparsınız, uyuşturucu mu kullanırsınız,dua mı okursunuz? Bunlar veya bunların dışında başka bir şey yapınca mutlu oluyor musunuz? Yoksa bunları yaparak sâdece sizi mutsuz eden şeylerden mi kaçıyorsunuz?
Mutlu olduğunuzu söylediğiniz anlarda gerçekten mutlu musunuz? Yoksa yaşadığınız şey, korku, umutsuzluk, tatsızlık, gerginlik, sıkıntı, acı ve pişmanlıklar arasındaki bir boşluk mu?
Sahip olduğunuz bir şeyi başka insanlarda veya başka şeylerde aramak büyük bir yanılgıdır. Bunun gibi mutluluğu aramak ta insanoğlunun en büyük yanılgılarından biridir.
"Siz mutluluğa zâten sahipsiniz" demek bile yanlıştır.
Çünkü siz, mutluluğun kendisisiniz.
SİZ MUTLULUKSUNUZ.
Her türlü mutluluk arayışını hemen bırakın.
Arayışı bıraktığınızda mutlulukla tanışırsınız. Yâni kendinizle tanışırsınız. Göreceksiniz ki mutluluk, hiç kesilmeyen, beden dâhil her şeyden bağımsız ve ölümsüzdür.

Acılar Ne Kadar Dökülebilirse Kağıda

 

Image Hosted by ImageShack.us

Şu acılar var ya

Ya susup kahrolmak, içine atmak, ya anlatmak, paylaşmak

Ya da yazmak gerekiyor

İçine gömsen olmuyor

Her fırsatta hortluyor

Her zaman da anlatacak bir dost bulunmuyor

Yine sonunda yazmak kalıyor

Acılar ne kadar dökülebilirse kâğıda

İşte benim şiirlerimde

O acılar saklı mısralarımda

Döküyorum yüreğimi

Acılar ne kadar dökülebilirse kâğıda

Acıyor içim

Acılar yağıyor sicim sicim

Sen anlat bu hissi kalemim

Okur belki biri bir gün

Anlar bir Gün biri, beni o satırlarda

Döküyorum içimi

Acılar ne kadar dökülebilirse kâğıda...

18 June

ask

..." Artık Aşk Nedir diye soranlara Verecek bir cevabım daha var ''Kanepenin sağlam tarafını paylaşabilmek . Hemde hiiç yadırgamadan''

Mersin / Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken, yaşlı bir karı kocayı gördüm. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar. İyice yaklaştığımda tezekten yapılmış evlerinin bahçesinde oturdukları kanepenin bir tarafının tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarını ve sohbet ettiklerini anladım. Yüzlerinde bir tebessüm vardı. Kanepenin bir tarafı tamamen kırılmıştı. Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak güçlerinin bulunmadığı hemen anlaşılıyordu. Selamlaştıktan sonra, "Kanepe kırılmış!" dedim. Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi: "Biz de sağlam tarafına oturuyoruz... Yetiyor bize..." Kadın da tamamladı: "He ya, yetiyor bize. Bak ne güzel oturuyoruz!" Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum... Öyle ya, aşk, bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz diye dırdır etmek, şikâyet etmek yerine, "kanepenin sağlam tarafını paylaşmak" değil midir? Ve işte ekte yer alan bu fotoğrafı büyüterek evimin en görünür yerine astım..." Artık Aşk Nedir diye soranlara Verecek bir cevabım daha var ''Kanepenin sağlam tarafını paylaşabilmek . Hemde hiiç yadırgamadan''

"Senin yüzünden"

 

Bir Gün Gözlerin Dalacak Derinlere
Belkide Aklina Ben Gelecegim
Beraber Yasadigimiz Güzel Günleri Düsüneceksin
Birden Hersey Mazimizi Anlatacak Sana, Unutamadigini Anlayacaksin...

Yanima Gelmeyi Düsünebilirsin Bir Buket GüLLe
Gideceksin Ciçekçiye,
Alacaksin En Sevdigim GüLLeri
GeLdigin Zaman Kapim Kalabalik OLacak.
Dügünüm OLdugunu Düsünüp Kahrolacaksin
Ansizin Karsina Gözü Aglamakli Anam Cikacak
Seni Görünce Sikacak Yumruklarini ,Vuracak Gögsüne GöGsüne
"Senin Yüzünden, Senin Yüzünden" Diye Haykiracak...

Ne OLdugunu Bilemeyeceksin,
O An Donup Kalacaksin Elindeki GüLLer Tek Tek YerLere Düsecek...
Tabutumun Üstünde Bir Duvak Göreceksin
Iste O Zaman Anam Yanasacak Yanina,
Vasiyetimi SiraLayacak Sana:

bir yastıkta...

 

“Bir yastıkta kocayın” denmiş de, neden bir yastıkta yaşayın denmemiş diye çok düşündüm.. Yaşamadan kocamanın ne anlamı olabilir? Ya da, yaşana yaşana yaşlanıp kocamak mümkün mü?

              Şarkılarda medet aramayalı çok oldu ama yine dertleri zevk edinmiş günlerle boğuşmaktayım.. Kelime oyunu falan yaptığım yok. Bir yastığı bile paylaşamadığım için değil, yastığımın başkasıyla paylaşıldığını gördüğüm için bu bitmeyen isyanlarım..  Can verdiğim bir varlığa canımı veremediğim için, bu alçıya alınamayan  gönül kırıklarım..

              Hangisini geri itsem  dertlerimin,  öne geçen arkada kalana yol vermekte hûşû içinde.. Hangisine yansam ilk günki gibi, öbürü unutulduğunu sanıp dudak bükmekte..   Hepsini birden kucaklayıp taşımaya  artık yetemiyorum..  Bir kere de  hepsi bir olsun,  dertlerim beni sarsın kucaklayıp taşısın istiyorum!..     Yorgunum..

                                                                                                                                  

 Kırk yıl
aynı yastığa baş koymuş
annem - babam..
Komşu teyze,
köydeki  dede - nene..
Kırk yıl,
yastık yaptım kendime hasretini,
Her gece
baş koyuyorum özlemine..

Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk!

 

Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe?
'İlk bakışta aşık oldum' der kimisi.. Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da.. Kim böyle söylese ya da nerede okusam bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş aslında diye düşünülür belki de.. Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka.. Bu hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en çok ümit var. Merkezde ise AŞK..


Birbirine uzak iki şehir.. Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir.. Diğeri deniz kokusu iliklerine kadar sinen.. Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen iki insan.. Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği tutuyorlar belki bir gün.. Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye.. ya da bir düş.. Dedim ya hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey..


Aşka en çok bahara yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar.. Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar.. Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş..


Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden.. Yani deniz kokan kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha.. Ama karşılaşmayı hiç beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte.. Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler yüreklerini atmaktan.. Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala.. Aslında onların yürekleri elele tutuştu.. O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine aşık oldular.. Ve ilk sözleri "Yüreğine aşığım" oldu aşka ilk adımı atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için.
Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:


" Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede.. Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza.. Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi.. 160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu.. Sığdıramazsınız.. Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden..


Sesini hiç duymadığım,
Hiç dokunmadığım ellerine,
Bir şaire vurgunum şimdi.
Ben hiç oldum, o herşey!
Yaşadığı kentte,
Bir gece olsun uyumadım,
Gezmedim sokaklarında,
Duymadım o kentin gürültüsünü
Ve koklamadım denizinin kokusunu...
Ben onun avucundaki yıldız oldum,
O benim içimde ümit..
İşte bu yüzden;
Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk!


Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını.. Sordu: ' Bir ümit üzerine aşk yazılabilir mi? ' diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi, kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten.. Bir başkası bu hikayenin sonu sadece hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna katılarak.. Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri.. Tek bilen var sonunun ne olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen..



Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep ‘bir ümit' içlerinde.. Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur diye.. Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için.. Sonuç olarak düşsel bir aşka ‘merhaba' diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup açtılar kapılarını mutluluğa.. Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü.. Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye..

17 June

"YORULANLARA "

 

Zordur bazı şeylere boyun eğmek yada katlanmak bu yüzden bazen -mış gibi yaşamak gerekir. Duymamış, görmemiş, sevmemiş, kırılmamış gibi yapmasını ister insanın içi kendinden. Çoğumuz bunu başaramaz. Bazılarımız sadece boyun eğemediği katlanamadığı için değil, -mış gibi yaşamak için çabalarlar. Hiç sezdirmeden sinsice... Seviyormuş, mutluymuş gibi yaparlar ama bakarsın aslında hiç olmamışlar. Bu sefer de hiç olma-mış gibi giderler.
Ben son zamanlarda çok deniyorum -mış gibi yaşamayı. Oluyor mu olmuyor mu bir fikrim yok ama rahatlıyorum. İçinden çıkılmaz şeylerin içine girmem bile gerekmiyor. Arkamda neler oluyor diye baktığımda görme-miş gibi yapıyorum ve yavaş yavaş adımlarımı atmaya devam ediyorum. Koltuk değneği aramıyorum kendime yada arkamdan tutacak bir ele ihtiyacım olmuyor. Her şeyi kendi içimde hallediyorum. Gerçekten çok iyi yürüyor-muş gibi yapıyorum.
Ne gerek var sorusu uyanır içinizde durup düşününce. Ama aslında ihtiyacınız vardır -mış gibi yapamaya. Kaçımız ağlamaya çalışırken ağlamıyor-muş gibi yapmadık ki? Biz istemesek de yerleşmiştir bu bize. Savunma mekanizmalarımızda kendine yer açmıştır bile.
Ama yine de aklınızın bir köşesinde bulunsun. Çok fazla -mış gibi almayın içinize. Lazım olmadıkça da kullanmayın. Birileri bizi soymuyor, düşüncelerimizi bastırmıyor ve kendi fikirlerini kabul ettirmeye çalışmıyor-muş gibi davranmayın. -mış gibileriniz sizin iç rahatlatma yönteminiz olsun, yaşayıp görmenize ya da fikirlerinizi söylemenize engel değil.
Çok canınız yandığında, kabul edemediğiniz ama engelleyemediğiniz tavırlar karşısında, ağlamamanız gerektiğinde ...vs. sayın ki-mış gibiyi fısıldıyorum kulaklarınıza. Üzülmeyin, kırılmayın, ağlamayın diye. Başkasının sizin ruhunuzu enkaz haline getirmemesi için kullanın. Çünkü yaşamak güzeldir ve bu yıpranarak, kızarak, üzülerek tüketilemeyecek, 'keşke'lerin az olması gereken bir doğum-ölüm arasıdır. Çünkü yaşamak da böyledir zaten bir varmış bir yok-muş gibi.

önce kendine dürüst ol...

 

Dürüstlük bireyin başkalarına olduğu gibi, kendisine karşı da takınması zor olan bir tutumdur. Bunda etkili olan, bireyin başkalarına karşı oynadığı rollerin büyüsüne kapılıp, sürekli edindiği kimlikleri kendi özüne karşı suçlaması ve savunmasıdır. Bu halde klasik ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol sözü, bizden farklı beklentileri olan çevremiz ve hayattan farklı beklentilerimiz olduğu gerçeği karşısında, bize gerçek anlamda dürüst olabilmek için tek düze bir hayat sürmeyi dayatan bir önermedir. Eğer dürüstlüğümüzü öz denen şeye göstereceksek, bilmeliyiz ki orada bilinen anlamda tutarlı bir öz bulunmamaktadır.

 

 

İnsan olmanın büyük başarısı dürüst olmaktır. İkili ilişkilerin başarısı da güzelliği de aynı şeye dayanır. Dürüstlük dâhil hiçbir güzellik ise emeksiz olmaz.

En güzel yaşlarımı, yaşarken hissettiklerimi ve doğru olduğuna inandığım düşüncelerimi sizinle paylaşmak hoşuma gidiyor. Gelelim son zamanlarda farkına vardığım hayat oyunlarından birkaçına…

Tabii konumuz gene ikili ilişkiler ve ne yazık ki eskimiş, berbat davranışlar… Dışarıya dürüst olunca (bu demektir ki sahte davranışlar) sanıyoruz ki kendimize de dürüst hatta buna inanacak kadar kaptırabiliyoruz kendimizi. Oysaki hep yazılan duyulan ama hep birilerinin abuk sabuk- sucuk felsefesi gibi kabullendiğimiz düşünce gücü aslında.

Doğanın gücüyle bizden gelen düşüncelerimizin oluşturduğu sinerji ile hayatımızı yönlendirebiliyormuşuz ama bunu fark edebilmek için gene düşünerek hayatımıza yeni bir yol çizmeliyiz. Bugüne kadar karşımıza çıkan olaylara iyi ya da kötü gösterdiğimiz tepkileri düşünüp, bundan sonraki yaşantımızda benzeri olaylara vereceğimiz tepkilerin daha farklı olmasına çalışmalıyız. Bunu da şöyle gerçekleştirebiliriz: Önce kabul etmemiz imkânsız olan şeyleri kabul ettiğimizi düşünmeliyiz. Sonra bu düşünceyle beraber karşımıza çıkacak durumları kademe kademe hayal etmeliyiz. Ve işte o noktada kendimizi 'olmaz' dediğimiz olmazı kabul etmeye alıştırmalıyız.

Düşüncelerimizin de jimnastiğe ihtiyacı var. Güçlenmeye ihtiyacı var. Ben bu sınavı çoktan geçtiğime inanıyorum. Ve şimdi yeni yeni fark ettim ki hani şu ikili ilişkilerde birbirimizi kıskandırarak başarı elde ettiğimizi düşünürüz ya, hani birbirimize sadık kalarak küçüldüğümüzü düşünürüz ya, hani hep bir öne geçerek karşımızdakini bağlayacağımızı düşünürüz ya, olgun olmaktan uzak düşüncesiz tepkiler veririz ya, meğer bizim yanlışımız hep buymuş.

Hâlbuki ilk adımı atarak hiç yalan söylemeden dışarıya değil içimize dürüst olmak, rahatsız edici davranışlar yerine rahat ettirmek, attığımız her adımı düşünerek atmak, onun özümüz olduğunu kabul etmek insan olmanın büyük başarısı. Kendine dürüst olmakmış kısacası.

İtiraf edelim ki bulması güç olan insan tipi yani özel olmak, yani uğruna her şeyi göze alabilecek insan… Karşılığını görmesek bile bütün bu özellikleri taşıyan olmanın başarısı, işte o zaman doğanın gücü, bizim düşünce gücümüzün birleştiği ve mutluluğu hak ederek kazanmanın yolu, hayatımızı emek verdiğimiz kişiyle kurmak 'öz' olmak şart.

Bu dünyada dağılmak hepimizin sonu olacaktır. Ve şu en büyük gerçek ki kendine dürüst olamıyorsan kendini satıyorsun demektir.

Hayattaki güzelliklerin hepsi güzel olamaz, zaten değildir. Bazıları ruhumuzu satın alan tuzaklardır, her güzele kanma güzelliklerin de çirkin tarafları vardır. Ama emek vererek elde ettiğimiz bütün güzellikler güzeldir. Hiçbir güzellik emeksiz size gelmez. Kısacası hayatınızı nasıl yaşamak istediğinizi bir düşünün, sonra onun için emek verin, hayal edin, hedefler koyun, değişik düşünün. İmkânsızı düşünün ve bilin ki güzel hayat sizin olacaktır.

Bir insan yedisinde neyse yetmişinde o değildir. Ağaç yaşken eğilir ama yaşken aldığı dersleri de kurumaya yüz tuttuğunda devreye sokabilmelidir ve sokmalıdır. Aksi takdirde değişen hayat şartlarına değişmezsen geri kalmaya, eskiyip çürümeye mahkûm bir zavallısın

03 June

hepsi bir

Hepsi Bir

Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır

Canım ela gözlerin
Hep bana baktıda
Görmedikten sonra
Baksada bir bakmasa da

Sana neler söyledim
Hepsini duydunda
Anlamadıktan sonra
Duysanda bir duymasan da

Sen hep böyleydin
O damlalarda
Değişmedikten sonra
Ağlasan da bir ağlamasan da

Kıymetimi bilmedin
Herşey gibi aşkımda
Bilmedikten sonra
Yaşasanda bir yaşamasan da

Ve defalarca gittin
Dönüp kaldın sonunda
Sevmedikten sonra
Kalsanda bir kalmasan da!! 

kim haklı

Kim haklı kim haksız???


Söyliyceksen şarkını sesli söyle, eşlik eden biri bulunur elbet dünyanın bir yerinde…

 


Çocukluk bir masaldır ve onlara masal anlatanlar vardır. Büyüyünce masalların yerini yalanlar, masalcıların yerini yalancılar alır. Yalanlarla sürerler cephelere sizi, ölürsünüz. Bir zamanlar en sevdiğiniz yalan söyler, hayata küsersiniz.
 


Yalnız

 

Hem bilgesi,

 

Hem delisidir

 

Kendi dünyasının.

 

Ayrıca;

 

 


Şimdi kim haklı kim haksız

 

Kim suçlu kim masum

 

Kim gitmiş kim kalmış

 

Fark eder mi?
Hem efendisi

 

Hem kölesidir

 

Kendisinin

 

Tadını çıkaramaz

 

Görece'siz dünyasında

 

Hiçbirinin.
17:42 | Bloga al

nerde

Nerde?

Nerde o eski sevgiler
Nerde eski sevgililer
Gizli bir yerde saklı belki
Hatıralar dünkü gibi...

Nerde o eski dostluklar
Nerde o arkadaşlıklar
Sararmış bir albümde belki
O resimler dünkü gibi...

Eski yıllar geri gelmiyor
Ama izler silinmiyor
Her an her yerde her kadehte
O günler yadediliyor...

Nerde o eski şarkılar
Nerde o eski duygular
Sanki hep yanımızdalar
Aramızdan ayrılanlar.

SEVDİKLERİNE “SENİ SEVİYORUM” DEMEK İÇİN GEÇ KALMA

SEVDİKLERİNE “SENİ SEVİYORUM” DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !

Merhaba gülen gözlü arkadaşım, dudağındaki tebessümü
kaybetmemişsin daha.
Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara
tebessümler saçabilmek senin gibi.

Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca.
Ne yapalım arkadaşım, herkes senin gibi olamaz .
Duyabiliyorum ” Hayır olmalı” dediğini.

Haklısın arkadaşım, aslında bütün insanlar senin gibi olmalı.
Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini,
bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı bir tebessümle nasıl
görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları
vereceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları
nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler,
eminim onlarda senin gibi olmak isterlerdi…

Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım.
Saf ve hiç bir beklentisi olmayan bir çocuk gibi.
Hayır arkadaşım, sevgi, sadece sevgiliye duyulmaz .
Sevgi evrensellikdir..

Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu.
Onun yeri kalplerdedir.

Bir annenin kalbindedir, onun yeri çocuğuna verebilmek için.
Onun yeri bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için.
Evet… Sevgi heryerdedir.. Yeter ki sen onu bulmak iste.

Sevgiyi bulmak kolay… Zor olan onu elinde tutabilmekte.
Unutma arkadaşım, sevgiyi duyabilmlekle de iş bitmiyor…
Sevgiyi göstermek de gerekir.

Hayat kısa arkadaşım bugün olan yarın yok.
Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir.
Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin.
Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun.
Şimdi koş sevdiğinin yanına..
Önce, ona gülen gözlerle sımsıcak
bir gülümse ve “Seni seviyorum” deyiver
içinden gelen en sıcak sesinle.
Hayır bunlar komik şeyler değil arkadaşım..

Seni seviyorum anne, baba, kardeşim,
arkadaşım vs. demek komik değil. Bu senin gibi
bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan
için hiç de zor değil sadece biraz cesaret arkadaşım.
Bu, yalnızca yüreğinin buz kapladığını, taşlaştığını
zanneden insanlara biraz zor gelecektir ama onlar da
senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde,
kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve
ağlamayı öğrenebildiklerinde inan herşey onlar için
ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

Evet arkadaşım, gülmek varken surat asmak niye,
güldürmek varken ağlatmak niye,
güzel sözler söylemek varken kalpleri kırmak niye?

Hayat çok kısa arkadaşım..
Ve bu dünyadaki hiçbirşey kırılan kalplere değmez .

Şimdilik hoşçakal arkadaşım yine gel.
Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevg i dolu
insanları alıp yine gel olur mu?
Beni fazla bekletme…
Çünkü yarın burada olamayabilirim.

SEVDİKLERİNE
“SENİ SEVİYORUM”
DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !

Giden gitmiştir zaten!!!

Giden gitmiştir zaten!!!

 

 

Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden

Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de
bu yüzden gitmiştir zaten

26 May

kızınca deneyin

Sinir küpü olduysanız...
Yada kötü bir gün geçiriyorsanız. ..
Ve de ilk gördügünüz kişiye girişmek istiyorsanız. ..
Aşağıdaki kutuya tıklayın ve...

Sonra farenizi bir saga, bir sola hızlıca hareket ettirin...


http://www.counterfeitmini.com/main.swf

Dünyada 3000 kisi  uzerinde denenmis ama sadece 19u bulabilmis  uc farki...
ÇOKKK Dikkatli bakmak lazim....Başlamak için aşağıdaki linki tıklayın