|
|
20 June
Bazen gerekir... Ve bazen gitmek iyidir...
Ben genelde gitmeleri seçerim... Niye bilmiyorum... Ama severim...
Kendimle kalmak...
Niye yapay olur ki hep sevgiler? Yada niye insanlar Zorlama sevgiler gösterirler? Sizi zoraki severken biri, Kalmanızın anlamı var mı?
"Seviyorum" demek niye hep basite indirgenir? İnsan aslında sevmediği birine "Seni Seviyorum" niye der? Niye bu kadar basitleşir?
Ben karamsarımdır...
Kaplumbağları hep sevmişimdir... Korktuklarında, Kendilerini en güvenli hissettikleri yer Yine kendileridir... Kendilerine dönerler...
Bende Sevmekten korkarım.. Ve her sevişimde kendime sarılırım... Kabuğuma çekilirim... Ve en sonunda kaplumbağa gibi Sessiz ve sedasız, Hissettirmeden Mutlaka giderim...
Değer verilmezseniz eğer, Yada verdiğiniz değer kadarını hissedemiyorsanız... Kalmanızın bir anlamı var mı?
Sessiz sedasız gitmek güzeldir... Sanki hiç yokmuşsunuz gibi... Fark edilmemeyi severim ben, Sır olmayı severim... Adımdan bahsedilmemesini severim... Hissettirmeden gitmeleri severim...
Bir film sahnesi gibi... İnsanların arasındayken... İnsanlarda bir yer etmişken... Sessizce gidersiniz... Üzerinizde bir palto... Bir süre sonra birisi der ki; "Ya bu gitmiş" Cevap verir diğeri; "Evet gitmiş" Sonra herşey yine devam eder... Sizde unutulmanın hazzıyla tebessüm edersiniz...
Ben hep giderim... En çok yaptığımdır... En alışkın olduğumdur bu benim...
Nasılsa bir gün bitecektir... Daha çok bağlanmaktansa, Daha çok bağlamaktansa, Bağlanıp daha çok yanmaktansa, Gitmek iyidir... Bu ne kadar zor olsada...
Gitmek iyidir... O zaman sadece bir isim olarak kalırsınız... Aslında belki hiç hatırlanmazsınız...
Bu acı vermez ki!
Siz kaç kişiyi hatırlıyorsunuz ki zaten? Birileri de sizi hatırlamayı versin... Unutulmak iyidir... En azından sır olursunuz...
Gitmek korkmak mıdır? Mücadeleden yılmak mıdır?
Zayıflık mıdır? Sanmıyorum...
Zaten elde edemeyeceğiniz bir şey için Mücadele etmemelisiniz... Size zarar vermeyecek bir şeyden Korkmamalısınız... Aslında gitmek güçtür çok severken, Gidebiliyorsanız; güçlüsünüz...
Gitmeleri severim... Ve bazen; Eninde sonunda, Giderim...
. Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
. Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
. Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
. Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
. Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
. Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
. Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
. Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
. Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.
BENCIL OLDUGUN ICIN VAZGEÇTİM!!
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.
"Canlılar dünyasından dışlanmış hissediyorum kendimi. Bir balık gibi, soğuk, devinimsiz oluyorum. İçime kapanıyorum...
Benim mutluluk idealim bütün gün sıcak bir bahçede oturmak ve sevdiğim kişinin akşamleyin bana geleceğini bilmenin sonsuz güveni içinde kitaplar okumak ya da yazmak...
Benim can attığım şey rutin yaşamın yalınlığı. Güzel bir havada kol kola bir akşam yürüyüşü. Bir iskambil oyunu. Gevezelik etmek. Bir yemeği birlikte hazırlamak..."

İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı, gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...sevdiği olduğu bir eşi olmalı! Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını. Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne, varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...kramplar girmeli midesine, onsuzluk aklına geldikçe! Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine. Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu...vs. Güven duymalı, her şeyiyle. Başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak. Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı...Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da... Bir eşi olmalı insanın!!! Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye başlamalı. Seni şimdiden özledim!!! Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı...sevgiyle karşılamalı, hasretle sarılmalı boynuna, özlemle , yıllarca uzak kalmışcasına! Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında. Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı, daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli. Mutluluk saçmalı etrafına. Bir eşi olmalı insanın, cennetten köşe almışçasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...Her bir hücresinden sevginin fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı (...)
Masummusun ya da massumuyum Kim haklı cevapsız sorularında arakasında
Hangi köşeye saklanabilirsin cevaplardan Sözcükler ne denli acıtır canını
Sus demek her şeyi cözer mi peki Susma demek melhem olurmu yaralarına
Sınırlar mı öreceğiz araya Aşılmayan duvarlar mı dikeceğiz
Kalem mi kıracağız arkamızdan Gözlerimeze mil mi çekeceğiz yoksa
Ya da boş ver deyip vurdumduymaz mı olacağız Hangi cümle sana uyar
Çok bilinmeyenli bir denklem değil ki bu Üç harfi ve yüzlerce hali mevcut
Bana bilmediğim bir şeyler söyle Anlat, telkin et, inandır
Cesur ol, esirgeme söyleceklerini Dilinin ucunda kayıp olmasın kelimeler
Bugün eteğindeki taşları dök Sonra kendine bir cümle seç
Ben kendi cümlemi seçtim Sus demek her şeyi cözer...
Üstüne dağ diksen Yüzler parşömende harçasan Ya da nutuk çeksen
Sus demekten daha iyi değildir.
En İçten Duygularını Kuşanıp Benim İçin Bir Şeyler Karala
En Sevmediğin Yönlerimi Al Acımasız Olsun Kaleminden Dökülenler
Vurdum Duymaz Darbelerle Yaz Ne Yapar, Ne eder, Ne Düşünür Diye Derin Düşüncelere Saplanma
Kalemin Kılıçtan Daha Keskin Olsun Acıtacaksa Acıtsın Canımı Kanatacaksa Kanatsın İçimi
Kıyası Eleştir Bugün Beni Biriktirip İçine Atmay Söyleyeceklerini Zehir Olup Dolaşmasın Damarlarında
İyi Yönlerimi Yaz Demiyorum En Çok Sevmediğim Yanlarımı Belirt Şu Olmasa Daha İyi Olurdu de Mesala
Zehirden Acı, Güneşten Daha Yakıcı Olsun Enjekte Et Damarlarıma Korkularımla Yüzleştir
Sevgili Beni Değiştirmeye Çalışma Sadece Teşvik Et
Benim İçin Bir Şeyler Yaz Sonra Bir Mektup Zarfına Koy Elime Sıkıştır
Okuyayım / Bileyim / Anlayayım Kangren Olmadan Yaralar Kesip Atayım

Geceydi Balkondan Sokağı izliyor Şehrin Sessizliğini Dinliyordu
Bu Gece Gözleri Bir O kadar Yalnız ve Bir O Kadar Hüzünlü Bakıyordu
Yalnızdı ve Üşüyordu Konuşacak Birilerini Aradı Eli Cep Telefonuna Uzandı Telefon Numarasını Buldu
Durdu Bir Türlü Tuşlara Basamıyordu Uyandırmaya mı Kıyamıyordu Acaba Yoksa Ne Konuşucağını mı Kestiremiyordu
Yokluğa Daldı Bir Anda Yıldızlara Baktı Baktı Derin Bir İç Çekti Hala Elindeydi Telefon Ve Hala Düşünceliydi
Bu Gece Neden Bu Kadar Durgundu Kendini Neden Bu Denli Yalnız Hissediyordu Bu Soruyunun Cevabını Bir Türlü BUlamıyordu
Gözleri Doldu Bir Kaç Damla Yaş Süzüldü Usul Usul Dipsiz Bir Uçurumdan Hiçliğe Düştü
Yaşadığı Her Şey Hiç Olmamış Gibiydi Soğuk / Sessiz / Ruhsuz
Çıkmaz Bir Labirentti Düşünceliri Kayıp Olup Gidiyordu Benliği Ne Yana Gitse Bir Duvara Çarpıyor Kimdi ya da Neydi Bilmiyordu
İrkildi Bir Anda Gördüklerinin Bir Yanılsama Olduğunu Düşündü Derin Bir Nefes Çekti Ama Elinde Hala Telefon Duruyordu
Baktı Kayıp Oldu Zamansızlığın İçinde Toparlayamıyordu Düşüncelerini Etrafındaki Her şey Başkaydı
Hatıralar / Resimler / Yüzler Düşünceler / Hisler / İsimler Zihninin Derinliğinde Yitip Gitmişti
Geceydi ve Soğuktu Bütün Şehir Uyuyordu
Kalktı ve Yürüdü Sessizdi Evin İçi Duvarlardan Yalnızlık Şarklıları Yükseliyor Gece Lambası Bir Şiiri Fısıldıyor Hiç Çalışmayan Saati Ondan Geri Sayıyordu
Hayır Hayır Bu Bir Yanılsama Dedi Geri Sayım Devam Ediyordu Bitecek ve Uyanacaktı 5 - 4 - 3 - 2 - 1 - 0
Ve Yine Balkonda Oturuyor Sokağı İzliyor Şehrin Yalnızlığını Dinliyordu
Ürperdi Ruhu / Bedeni / Düşünceleri Kısır Bir Döngüde Hapsolmuştu Çırpınmaya Başladı Kocaman Bir Boşluktaydı Zihni Çaresizçe Koşturuyordu Sonsuz Bir Boşlukta Uzaklaştı / Silikleşti / Kayboldu
Hep sağ omzuma yaslanırdın
Hep orda ağlardın
Arkanda bir dağ gibi durduğumu bilirdin
Biz hep acıları paylaşırdık
Mutlulukları ayrı yaşardık
Beni ne senden başkası sevindirebilirdi ne de senden başkası üzebilirdi
Çok teşekkür ederim bana yaşattığın mutluluklar için
Bana bıraktığın üzüntüleri ise asla ödeyemezsin
Biliyormusun eğittin,öğrettin beni
Hatırlattın insanların hala çiğ olduğunu
Güvenemezdin,sevemezdin şimdi daha beter ettin beni
Heder ettin bu gönlü
Yok yok,üzülme ayaktayım
Sağım,sapasağlamım
Tek fark ise yüreğim bastonla dolaşıyor
Sonunda beni de isyan ettirdin
Yakıyorum işte yüreğimi
Ezip geçiyorum sevda yollarını
Üstüme hiçbir şey almadan
Çırılçıplak koşuyorum sensiz yarınlara
Ufkunu görmediğim denizlerde boğulacağım
Dalgalarla savaşacağım
Bundan sonra sensiz yaşayacağım
Eğer kokladığım ten seninkisi değilse
Eğer seninle değilsem
Zaten bitmiş demektir
Gerisi yalan demektir
Aldırmıyorum şimdi buğulu gözlerime
Aldırmıyorum yüreğimdeki oyuklara
Koparıyorum tüm halatları
Dönüşüm yok
Bu gidişim son
Ezberlerimi kaybettim
Yenilerini de bırakıp gidiyorum
Geriye baktığımda acı dolu yıllları görüyorsam
Sebebi ben değilim
Sensin!
Hak etmemişsin hiçbir şeyi
Lanet olsun ki sana değer verdim,sevdim seni
Kalbimde öyle bir yere koydum ki;kimse ulaşamadı sana
Yanılmaki bundan sonrada böyle devam eder
Gidiyorum şimdi
Seni de en derin kuyulara gömerek gidiyorum
Bir kurşun daha sıkıp yüreğime gidiyorum
Sensiz yeni hayatıma gidiyorum
Bir zamanlar birdik
Saniyeleri beraber yaşardık
Deliydik,doluyduk
Ama samimiydik
Aramıza değil kara kediler
Kara önadlı hiçbir şey giremezdi
Severdik,Sevilirdik
Lafta değildi...
Öz değdi...
Yalan yoktu
Sır yoktu
Çocuk ruhumuz vardı
Eğlenirdik,eğlendirirdik
Bütündük
Paylaşmayı severdik
Yardımlaşmayı bilirdik
Candık,canandık
Yardık,yoldaşdık
Yarendik,kardeşdik
Merttik,yiğittik
Gülmeyi güldürmeyi severdik
Şimdi mi?
Şimdi bana "_dik"li cümleler kurmak kaldığına göre
Var gerisini sen düşün

Sizin için en başta gelen şey nedir? Çocuklarınızı büyütmek mi? Bunu yapmak için hayatta kalmak zorundasınız. İdealinizi gerçekleştirmek mi? Bunun için de hayatta olmalısınız. Dünyayı değiştirmek mi? Gene hayatta olmalısınız. Çok sâde çok açık bir biçimde baktığınızda bunu açıkça görürsünüz: Herhangi bir şey yapmak için önce bedeninizin var olması ve onu canlı tutmanız gerekir. Bedeni canlı tutmak için ne yaparsınız? Yer ve içersiniz, tehlikelere karşı korunmaya çalışırsınız. Bu tehlikeler bir hayvan ya da insanın saldırısı, bir hastalık, sel, deprem, kaza ve benzeri olabilir. Şimdi bu satırları okuyorsunuz. Bedeni hayatta olan biri olarak şu an ve her an en çok neyi isterdiniz? Son model arabayı mı, bir evi mi, bol parayı mı, güzel ya da yakışıklı bir eşi mi, bir başka ülkede olmayı mı, başkalarının sizi saygıdeğer bulmasını mı, hep sağlıklı olmayı mı? Yoksa dünyanın kurtarıcısı olmayı mı? En çok neyi isterseniz isteyin temel arzunuz " Her an mutlu olmak" değil mi? Hiçbir korku, sıkıntı, acı ve pişmanlık çekmemek ve hep mutlu olmak. Temel arzumuz budur. Gerçekte insanoğlu her an mutlu mu? Dikkatle baktığımızda açıkça görürüz ki değil. Mutsuz iseniz ne yaparsınız? Hemen bir sigara mı yakarsınız, alkollü bir şeyler mi içersiniz, bir tanıdığınızla mı konuşursunuz, bir şeyler mi yersiniz, ağlar mısınız, bedeninize acı verici bir şeyler mi yaparsınız, uyuşturucu mu kullanırsınız,dua mı okursunuz? Bunlar veya bunların dışında başka bir şey yapınca mutlu oluyor musunuz? Yoksa bunları yaparak sâdece sizi mutsuz eden şeylerden mi kaçıyorsunuz? Mutlu olduğunuzu söylediğiniz anlarda gerçekten mutlu musunuz? Yoksa yaşadığınız şey, korku, umutsuzluk, tatsızlık, gerginlik, sıkıntı, acı ve pişmanlıklar arasındaki bir boşluk mu? Sahip olduğunuz bir şeyi başka insanlarda veya başka şeylerde aramak büyük bir yanılgıdır. Bunun gibi mutluluğu aramak ta insanoğlunun en büyük yanılgılarından biridir. "Siz mutluluğa zâten sahipsiniz" demek bile yanlıştır. Çünkü siz, mutluluğun kendisisiniz. SİZ MUTLULUKSUNUZ. Her türlü mutluluk arayışını hemen bırakın. Arayışı bıraktığınızda mutlulukla tanışırsınız. Yâni kendinizle tanışırsınız. Göreceksiniz ki mutluluk, hiç kesilmeyen, beden dâhil her şeyden bağımsız ve ölümsüzdür.
Şu acılar var ya
Ya susup kahrolmak, içine atmak, ya anlatmak, paylaşmak
Ya da yazmak gerekiyor
İçine gömsen olmuyor
Her fırsatta hortluyor
Her zaman da anlatacak bir dost bulunmuyor
Yine sonunda yazmak kalıyor
Acılar ne kadar dökülebilirse kâğıda
İşte benim şiirlerimde
O acılar saklı mısralarımda
Döküyorum yüreğimi
Acılar ne kadar dökülebilirse kâğıda
Acıyor içim
Acılar yağıyor sicim sicim
Sen anlat bu hissi kalemim
Okur belki biri bir gün
Anlar bir Gün biri, beni o satırlarda
Döküyorum içimi
Acılar ne kadar dökülebilirse kâğıda... 18 June
..." Artık Aşk Nedir diye soranlara Verecek bir cevabım daha var ''Kanepenin sağlam tarafını paylaşabilmek . Hemde hiiç yadırgamadan''

Mersin / Mut'un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken, yaşlı bir karı kocayı gördüm. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar. İyice yaklaştığımda tezekten yapılmış evlerinin bahçesinde oturdukları kanepenin bir tarafının tamamen kırık olduğunu, kanepenin sağlam tarafına sıkışarak oturduklarını ve sohbet ettiklerini anladım. Yüzlerinde bir tebessüm vardı. Kanepenin bir tarafı tamamen kırılmıştı. Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak güçlerinin bulunmadığı hemen anlaşılıyordu. Selamlaştıktan sonra, "Kanepe kırılmış!" dedim. Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi: "Biz de sağlam tarafına oturuyoruz... Yetiyor bize..." Kadın da tamamladı: "He ya, yetiyor bize. Bak ne güzel oturuyoruz!" Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum... Öyle ya, aşk, bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz diye dırdır etmek, şikâyet etmek yerine, "kanepenin sağlam tarafını paylaşmak" değil midir? Ve işte ekte yer alan bu fotoğrafı büyüterek evimin en görünür yerine astım..." Artık Aşk Nedir diye soranlara Verecek bir cevabım daha var ''Kanepenin sağlam tarafını paylaşabilmek . Hemde hiiç yadırgamadan''
Bir Gün Gözlerin Dalacak Derinlere Belkide Aklina Ben Gelecegim Beraber Yasadigimiz Güzel Günleri Düsüneceksin Birden Hersey Mazimizi Anlatacak Sana, Unutamadigini Anlayacaksin...
Yanima Gelmeyi Düsünebilirsin Bir Buket GüLLe Gideceksin Ciçekçiye, Alacaksin En Sevdigim GüLLeri GeLdigin Zaman Kapim Kalabalik OLacak. Dügünüm OLdugunu Düsünüp Kahrolacaksin Ansizin Karsina Gözü Aglamakli Anam Cikacak Seni Görünce Sikacak Yumruklarini ,Vuracak Gögsüne GöGsüne "Senin Yüzünden, Senin Yüzünden" Diye Haykiracak...
Ne OLdugunu Bilemeyeceksin, O An Donup Kalacaksin Elindeki GüLLer Tek Tek YerLere Düsecek... Tabutumun Üstünde Bir Duvak Göreceksin Iste O Zaman Anam Yanasacak Yanina, Vasiyetimi SiraLayacak Sana:

“Bir yastıkta kocayın” denmiş de, neden bir yastıkta yaşayın denmemiş diye çok düşündüm.. Yaşamadan kocamanın ne anlamı olabilir? Ya da, yaşana yaşana yaşlanıp kocamak mümkün mü?
Şarkılarda medet aramayalı çok oldu ama yine dertleri zevk edinmiş günlerle boğuşmaktayım.. Kelime oyunu falan yaptığım yok. Bir yastığı bile paylaşamadığım için değil, yastığımın başkasıyla paylaşıldığını gördüğüm için bu bitmeyen isyanlarım.. Can verdiğim bir varlığa canımı veremediğim için, bu alçıya alınamayan gönül kırıklarım..
Hangisini geri itsem dertlerimin, öne geçen arkada kalana yol vermekte hûşû içinde.. Hangisine yansam ilk günki gibi, öbürü unutulduğunu sanıp dudak bükmekte.. Hepsini birden kucaklayıp taşımaya artık yetemiyorum.. Bir kere de hepsi bir olsun, dertlerim beni sarsın kucaklayıp taşısın istiyorum!.. Yorgunum..
Kırk yıl aynı yastığa baş koymuş annem - babam.. Komşu teyze, köydeki dede - nene.. Kırk yıl, yastık yaptım kendime hasretini, Her gece baş koyuyorum özlemine..
Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? 'İlk bakışta aşık oldum' der kimisi.. Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da.. Kim böyle söylese ya da nerede okusam bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş aslında diye düşünülür belki de.. Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka.. Bu hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en çok ümit var. Merkezde ise AŞK..
Birbirine uzak iki şehir.. Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir.. Diğeri deniz kokusu iliklerine kadar sinen.. Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen iki insan.. Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği tutuyorlar belki bir gün.. Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye.. ya da bir düş.. Dedim ya hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey..
Aşka en çok bahara yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar.. Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar.. Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş..
Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden.. Yani deniz kokan kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha.. Ama karşılaşmayı hiç beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte.. Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler yüreklerini atmaktan.. Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala.. Aslında onların yürekleri elele tutuştu.. O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine aşık oldular.. Ve ilk sözleri "Yüreğine aşığım" oldu aşka ilk adımı atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için. Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:
" Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede.. Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza.. Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi.. 160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu.. Sığdıramazsınız.. Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden..
Sesini hiç duymadığım, Hiç dokunmadığım ellerine, Bir şaire vurgunum şimdi. Ben hiç oldum, o herşey! Yaşadığı kentte, Bir gece olsun uyumadım, Gezmedim sokaklarında, Duymadım o kentin gürültüsünü Ve koklamadım denizinin kokusunu... Ben onun avucundaki yıldız oldum, O benim içimde ümit.. İşte bu yüzden; Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk!
Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını.. Sordu: ' Bir ümit üzerine aşk yazılabilir mi? ' diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi, kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten.. Bir başkası bu hikayenin sonu sadece hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna katılarak.. Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri.. Tek bilen var sonunun ne olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen..
Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep ‘bir ümit' içlerinde.. Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur diye.. Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için.. Sonuç olarak düşsel bir aşka ‘merhaba' diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup açtılar kapılarını mutluluğa.. Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü.. Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye..
17 June
Zordur bazı şeylere boyun eğmek yada katlanmak bu yüzden bazen -mış gibi yaşamak gerekir. Duymamış, görmemiş, sevmemiş, kırılmamış gibi yapmasını ister insanın içi kendinden. Çoğumuz bunu başaramaz. Bazılarımız sadece boyun eğemediği katlanamadığı için değil, -mış gibi yaşamak için çabalarlar. Hiç sezdirmeden sinsice... Seviyormuş, mutluymuş gibi yaparlar ama bakarsın aslında hiç olmamışlar. Bu sefer de hiç olma-mış gibi giderler. Ben son zamanlarda çok deniyorum -mış gibi yaşamayı. Oluyor mu olmuyor mu bir fikrim yok ama rahatlıyorum. İçinden çıkılmaz şeylerin içine girmem bile gerekmiyor. Arkamda neler oluyor diye baktığımda görme-miş gibi yapıyorum ve yavaş yavaş adımlarımı atmaya devam ediyorum. Koltuk değneği aramıyorum kendime yada arkamdan tutacak bir ele ihtiyacım olmuyor. Her şeyi kendi içimde hallediyorum. Gerçekten çok iyi yürüyor-muş gibi yapıyorum. Ne gerek var sorusu uyanır içinizde durup düşününce. Ama aslında ihtiyacınız vardır -mış gibi yapamaya. Kaçımız ağlamaya çalışırken ağlamıyor-muş gibi yapmadık ki? Biz istemesek de yerleşmiştir bu bize. Savunma mekanizmalarımızda kendine yer açmıştır bile. Ama yine de aklınızın bir köşesinde bulunsun. Çok fazla -mış gibi almayın içinize. Lazım olmadıkça da kullanmayın. Birileri bizi soymuyor, düşüncelerimizi bastırmıyor ve kendi fikirlerini kabul ettirmeye çalışmıyor-muş gibi davranmayın. -mış gibileriniz sizin iç rahatlatma yönteminiz olsun, yaşayıp görmenize ya da fikirlerinizi söylemenize engel değil. Çok canınız yandığında, kabul edemediğiniz ama engelleyemediğiniz tavırlar karşısında, ağlamamanız gerektiğinde ...vs. sayın ki-mış gibiyi fısıldıyorum kulaklarınıza. Üzülmeyin, kırılmayın, ağlamayın diye. Başkasının sizin ruhunuzu enkaz haline getirmemesi için kullanın. Çünkü yaşamak güzeldir ve bu yıpranarak, kızarak, üzülerek tüketilemeyecek, 'keşke'lerin az olması gereken bir doğum-ölüm arasıdır. Çünkü yaşamak da böyledir zaten bir varmış bir yok-muş gibi.
Dürüstlük bireyin başkalarına olduğu gibi, kendisine karşı da takınması zor olan bir tutumdur. Bunda etkili olan, bireyin başkalarına karşı oynadığı rollerin büyüsüne kapılıp, sürekli edindiği kimlikleri kendi özüne karşı suçlaması ve savunmasıdır. Bu halde klasik ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol sözü, bizden farklı beklentileri olan çevremiz ve hayattan farklı beklentilerimiz olduğu gerçeği karşısında, bize gerçek anlamda dürüst olabilmek için tek düze bir hayat sürmeyi dayatan bir önermedir. Eğer dürüstlüğümüzü öz denen şeye göstereceksek, bilmeliyiz ki orada bilinen anlamda tutarlı bir öz bulunmamaktadır.
İnsan olmanın büyük başarısı dürüst olmaktır. İkili ilişkilerin başarısı da güzelliği de aynı şeye dayanır. Dürüstlük dâhil hiçbir güzellik ise emeksiz olmaz.
En güzel yaşlarımı, yaşarken hissettiklerimi ve doğru olduğuna inandığım düşüncelerimi sizinle paylaşmak hoşuma gidiyor. Gelelim son zamanlarda farkına vardığım hayat oyunlarından birkaçına…
Tabii konumuz gene ikili ilişkiler ve ne yazık ki eskimiş, berbat davranışlar… Dışarıya dürüst olunca (bu demektir ki sahte davranışlar) sanıyoruz ki kendimize de dürüst hatta buna inanacak kadar kaptırabiliyoruz kendimizi. Oysaki hep yazılan duyulan ama hep birilerinin abuk sabuk- sucuk felsefesi gibi kabullendiğimiz düşünce gücü aslında.
Doğanın gücüyle bizden gelen düşüncelerimizin oluşturduğu sinerji ile hayatımızı yönlendirebiliyormuşuz ama bunu fark edebilmek için gene düşünerek hayatımıza yeni bir yol çizmeliyiz. Bugüne kadar karşımıza çıkan olaylara iyi ya da kötü gösterdiğimiz tepkileri düşünüp, bundan sonraki yaşantımızda benzeri olaylara vereceğimiz tepkilerin daha farklı olmasına çalışmalıyız. Bunu da şöyle gerçekleştirebiliriz: Önce kabul etmemiz imkânsız olan şeyleri kabul ettiğimizi düşünmeliyiz. Sonra bu düşünceyle beraber karşımıza çıkacak durumları kademe kademe hayal etmeliyiz. Ve işte o noktada kendimizi 'olmaz' dediğimiz olmazı kabul etmeye alıştırmalıyız.
Düşüncelerimizin de jimnastiğe ihtiyacı var. Güçlenmeye ihtiyacı var. Ben bu sınavı çoktan geçtiğime inanıyorum. Ve şimdi yeni yeni fark ettim ki hani şu ikili ilişkilerde birbirimizi kıskandırarak başarı elde ettiğimizi düşünürüz ya, hani birbirimize sadık kalarak küçüldüğümüzü düşünürüz ya, hani hep bir öne geçerek karşımızdakini bağlayacağımızı düşünürüz ya, olgun olmaktan uzak düşüncesiz tepkiler veririz ya, meğer bizim yanlışımız hep buymuş.
Hâlbuki ilk adımı atarak hiç yalan söylemeden dışarıya değil içimize dürüst olmak, rahatsız edici davranışlar yerine rahat ettirmek, attığımız her adımı düşünerek atmak, onun özümüz olduğunu kabul etmek insan olmanın büyük başarısı. Kendine dürüst olmakmış kısacası.
İtiraf edelim ki bulması güç olan insan tipi yani özel olmak, yani uğruna her şeyi göze alabilecek insan… Karşılığını görmesek bile bütün bu özellikleri taşıyan olmanın başarısı, işte o zaman doğanın gücü, bizim düşünce gücümüzün birleştiği ve mutluluğu hak ederek kazanmanın yolu, hayatımızı emek verdiğimiz kişiyle kurmak 'öz' olmak şart.
Bu dünyada dağılmak hepimizin sonu olacaktır. Ve şu en büyük gerçek ki kendine dürüst olamıyorsan kendini satıyorsun demektir.
Hayattaki güzelliklerin hepsi güzel olamaz, zaten değildir. Bazıları ruhumuzu satın alan tuzaklardır, her güzele kanma güzelliklerin de çirkin tarafları vardır. Ama emek vererek elde ettiğimiz bütün güzellikler güzeldir. Hiçbir güzellik emeksiz size gelmez. Kısacası hayatınızı nasıl yaşamak istediğinizi bir düşünün, sonra onun için emek verin, hayal edin, hedefler koyun, değişik düşünün. İmkânsızı düşünün ve bilin ki güzel hayat sizin olacaktır.
Bir insan yedisinde neyse yetmişinde o değildir. Ağaç yaşken eğilir ama yaşken aldığı dersleri de kurumaya yüz tuttuğunda devreye sokabilmelidir ve sokmalıdır. Aksi takdirde değişen hayat şartlarına değişmezsen geri kalmaya, eskiyip çürümeye mahkûm bir zavallısın 03 June
Hepsi Bir
Gidene kal demek zavallılara, Kalana git demek terbiyesizlere, Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır
Canım ela gözlerin Hep bana baktıda Görmedikten sonra Baksada bir bakmasa da
Sana neler söyledim Hepsini duydunda Anlamadıktan sonra Duysanda bir duymasan da
Sen hep böyleydin O damlalarda Değişmedikten sonra Ağlasan da bir ağlamasan da
Kıymetimi bilmedin Herşey gibi aşkımda Bilmedikten sonra Yaşasanda bir yaşamasan da
Ve defalarca gittin Dönüp kaldın sonunda Sevmedikten sonra Kalsanda bir kalmasan da!!
Kim haklı kim haksız???
 Söyliyceksen şarkını sesli söyle, eşlik eden biri bulunur elbet dünyanın bir yerinde…

Çocukluk bir masaldır ve onlara masal anlatanlar vardır. Büyüyünce masalların yerini yalanlar, masalcıların yerini yalancılar alır. Yalanlarla sürerler cephelere sizi, ölürsünüz. Bir zamanlar en sevdiğiniz yalan söyler, hayata küsersiniz.

Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.
Ayrıca;

Şimdi kim haklı kim haksız
Kim suçlu kim masum
Kim gitmiş kim kalmış
Fark eder mi?
Hem efendisi
Hem kölesidir
Kendisinin
Tadını çıkaramaz
Görece'siz dünyasında
Hiçbirinin.
Nerde?

|
Nerde o eski sevgiler Nerde eski sevgililer Gizli bir yerde saklı belki Hatıralar dünkü gibi...
Nerde o eski dostluklar Nerde o arkadaşlıklar Sararmış bir albümde belki O resimler dünkü gibi...
Eski yıllar geri gelmiyor Ama izler silinmiyor Her an her yerde her kadehte O günler yadediliyor...
Nerde o eski şarkılar Nerde o eski duygular Sanki hep yanımızdalar Aramızdan ayrılanlar. |
SEVDİKLERİNE “SENİ SEVİYORUM” DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !

Merhaba gülen gözlü arkadaşım, dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha. Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi.
Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca. Ne yapalım arkadaşım, herkes senin gibi olamaz . Duyabiliyorum ” Hayır olmalı” dediğini.
Haklısın arkadaşım, aslında bütün insanlar senin gibi olmalı. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı bir tebessümle nasıl görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları vereceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlarda senin gibi olmak isterlerdi…
Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım. Saf ve hiç bir beklentisi olmayan bir çocuk gibi. Hayır arkadaşım, sevgi, sadece sevgiliye duyulmaz . Sevgi evrensellikdir..
Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. Onun yeri kalplerdedir.
Bir annenin kalbindedir, onun yeri çocuğuna verebilmek için. Onun yeri bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için. Evet… Sevgi heryerdedir.. Yeter ki sen onu bulmak iste.
Sevgiyi bulmak kolay… Zor olan onu elinde tutabilmekte. Unutma arkadaşım, sevgiyi duyabilmlekle de iş bitmiyor… Sevgiyi göstermek de gerekir.
Hayat kısa arkadaşım bugün olan yarın yok. Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin. Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun. Şimdi koş sevdiğinin yanına.. Önce, ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve “Seni seviyorum” deyiver içinden gelen en sıcak sesinle. Hayır bunlar komik şeyler değil arkadaşım..
Seni seviyorum anne, baba, kardeşim, arkadaşım vs. demek komik değil. Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil sadece biraz cesaret arkadaşım. Bu, yalnızca yüreğinin buz kapladığını, taşlaştığını zanneden insanlara biraz zor gelecektir ama onlar da senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve ağlamayı öğrenebildiklerinde inan herşey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak.
Evet arkadaşım, gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken kalpleri kırmak niye?
Hayat çok kısa arkadaşım.. Ve bu dünyadaki hiçbirşey kırılan kalplere değmez .
Şimdilik hoşçakal arkadaşım yine gel. Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevg i dolu insanları alıp yine gel olur mu? Beni fazla bekletme… Çünkü yarın burada olamayabilirim.
SEVDİKLERİNE “SENİ SEVİYORUM” DEMEK İÇİN GEÇ KALMA !
Giden gitmiştir zaten!!!

Artık çözülmüştü ellerimiz Artık bölünmüştü yüreğimiz Birimiz söylemeliydi bunu Ötekini incitmeden
Kimdi giden kimdi kalan Aslında giden değil Kalandır terkeden Giden de bu yüzden gitmiştir zaten 26 May
Sinir küpü olduysanız... Yada kötü bir gün geçiriyorsanız. .. Ve de ilk gördügünüz kişiye girişmek istiyorsanız. .. Aşağıdaki kutuya tıklayın ve... Sonra farenizi bir saga, bir sola hızlıca hareket ettirin...
Dünyada 3000 kisi uzerinde denenmis ama sadece 19u bulabilmis uc farki... ÇOKKK Dikkatli bakmak lazim....Başlamak için aşağıdaki linki tıklayın
|
|
|
|